17 Haziran 2016 Cuma

Getir -Bekle-Götür: Kurs Anneleri

Ekim 2015*
( İşbu blog hamilelik izni (!) nedeniyle geriden gelmekte olup, tembel yazarımız bilmem kaç ay sonra anlattığı mevzuların vukuu bulduğu asıl tarihi her yazının üzerinde belirtmektedir)

Ot gibi büyümüş bi nesiliz biz.Çoğumuzun herhangi bir hobisi yok:büyüdük, okuduk, işlere girdik, çoluk çocuğa karıştık ve rutin  iş-ev dışındaki vakitlerimizi evde yada dışarıda mutlaka ama mutlaka içinde yemek /içmek olan aktivitelerle geçiriyoruz yada oraya buraya seyahat ediyoruz-hoş gerçi orada da vaktimizi yine yiyip içerek geçiriyoruz..
İşte bundandır ki, bizim neslin veletleri hafta içi okula, hafta sonu kurslara giderler.Yaş grubuna göre, ilk dönemlerde bu kurslar annelerin eser miktarda hırslandığı,  genellikle çocuğun eğlenmesine ve hobi edinmesine yönelik masum aktivitelerdir,  çocuk büyüdükçe anne hırsı psikopatlık seviyesine gelir, kurslar da tamamen ders ve sınavlara yönelik olur..İşte bu kurslar sayesindedir ki anneler hep hayalini kurdukları, egolarını tatmin edebilecekleri mükemmel evlat profiline biraz olsun yaklaşırlar: mahallenin obezinin kızı gün gelmiş bale kursunda poposunda tütüsüyle fink atmakta; okulun en ezik oğlanının oğlu karate kursunda siyah kuşağa koşmaktadır.
Büyük yaş çocuklarına hitap eden kurslar konusunda bir şey diyemeyeceğim ama maksimum 6 yaşa kadar olan grupta, bir çocuk hafta içi okula gittiği halde hafta sonları da ayrıca kursa gidiyorsa aşağıdaki subliminal ajandalar da mutlaka mevcuttur :
a) Anne baba hafta içi çocuğunu  nasıl eyleyeceğini bilemediğinden, en azından 2 saat bu şekilde oyalama yöntemini seçmiştir
b) Belli bir elit grubun çocukları xyz kursuna gittiğinden, kendi çocuğunu da bu ortamlara sokarak kendini elit hissetmek istemektedir
c) Kurstaki veledi beklerken diğer velilerle kapı önü sosyalleşmesi  ve yeni tanışıklıklar güzel gelmektedir
d) Anne hamiledir ve  doğacak bebeğiyle daha fazla sakin vakit geçirebilmek ve olası kıskançlık krizlerini engellemek için büyük çocuğun hafta sonlarını doldurmaya çalışmaktadır.
Yani son şık bizdeki durum. Ekim 2015 itibariyle İştar tam bir kurs kuşu oldu- cumartesi en geç 9:30 kalk borumuz ötüyor; sonra ver elini evin arka sokağındaki cimnastik kursu; oradan da atla arabaya Alsancak'ta bir müzik kursu..Cimnastik kursu yaşadığımız semtin içinde bulunan bir ilkokulun binasında, normalde kapalı bir basketbol sahası olarak düşünülmüş bir yere açılmış.
Maalesef gördüğüm diğer devlet okulları gibi  bu da ziyadesiyle pis, estetikten ve kaliteden nasibini almamış bir okul. Tuvaletlerin de leş gibi olması üstüne tuz biber. İşin ilginç tarafı bu okul da , daha önce tuvaletini kullandığım diğer okul da İzmir'in iyi semtlerinde konuşlanmış, bir tanesinin deli gibi otopark geliri olan, diğeri de veli başına en az 3-5 bin tl bağış toplayan bir okul. Nasıl oluyor da bu halde olabiliyor aklım almıyor doğrusu.
Cimnastik kursu da hali ve kullanılan materyel bazında okulun hijyen çizgisini tamamlıyor.Yerler toz içinde, etraf mikrop kaynıyor ama içeri galoşsuz alınmıyoruz, çay filan da içmek yasak.
İştar daha ilk seferden ortama hemen uyum sağlıyor, bir de en küçük grup oldukları için öğretmenleri de çok üzerlerine gitmiyor zaten; dersin hem başında hem sonunda mutlaka bir trambolinde zıplatıyor çocukları.Okulda edindiği alışkanlıktan dolayı komut alma, sıraya girme, tren yapma vs mevzularına hakim İştar. Otoritenin kim olduğunu biliyor ve öğretmenin sözünden pek çıkmıyor.
İştar bu kurs olayından memnun olmakla birlikte, benim totom hiç ama hiç mutlu değil! 1,5 saat boyunca veliler tahta merdivenlere dizilip çocuklarını izliyorlar.Yaşlar büyüdükçe azalan sıklıklarda çiş yada su için yanımıza geliniyor.
Derslerden mutlu ayrılıyor İştar, sabahları da hevesli gidiyor genellikle.
Cimnastik kursundan sonra istikamet Alsancak.
Burada tarihin en burnundan kıl aldırmaz müzik okulu bulunmakta.
Ocak 2015'te öylesine bir aramıştım burayı.Meşhur diye, merakımdan. Kızım 2,5 yaşında, varsa bir kursunuz yazdırayım mı demiştim. Telefondaki bayan ezen bir sesle cevap vermişti:" Aaa hanımefendi delirdiniz heralde siz?Bizim okulumuz bir yıllık eğitim-öğretim dönemi kaydı alır ve en az 1 sene önceden  başvurulması gerekiyor"
"Nasıl yani, nasıl" diye sardırmışken, kurstaki bayan bana kursa yazılmak için sırada bekleyen çocukların artık sakallarının çıktığından, taa uzak şehirlerden uçakla her cumartesi bu kursa gelmeye razı velilerin varlığından söz etti.
" Hıı dedim..Tamam o zaman yazın benim kızı madem şimdiden?"
"Tabi, şu an 2015-2016 eğitim yılı için kızınızı aday listesine yazıyorum, eğer kaydı olacak gibiyse Eylül'de sizinle iletişime geçeriz"
"???? !!!"
Ve sonra hiç olmayacak bir şey gerçekleşti. Telefondaki bayan İştar'ın bilgilerini aldıktan sonra benim işimi,eşimin işini sordu! Allahtan aylık geliriniz ne demedi!
Bütün yazımı bu gizemli kursun gıybetini yaparak geçirdim, hatta kendini bu gizeme kaptırmış ve heyecanla kursun sekreterinin onları günü geldiğinde arayacağını ümit eden hevesli velilerle tanıştım. Dükkan sahibi  bir tanesine işletmenin kendisine ait olup olmadığı bile sorulmuş!Allahtan kaç m2 diye sormadılar diye seviniyorlardı.
Ve Eylül geldi çattı
Ne arayan var ne soran.
Ben aradım.
Ekim ayında aranacaksınız dendi.
Ekimin ortası oldu. Bir daha aradım. (Bu arada  herkes arıyordu psikopat gibi)
Bayramdan sonra ,eğer kızınız seçildiyse biz size dönücez dediler.
Ve gerçekten de bayram dönüşü telefonum sihirli bir şekilde çaldı..
"Ben Menekşe".. dedi telefondaki bayan
Allahım en son bu duyguyu 2002 yılında gittiğim iş görüşmesinden 2 hafta sonra Unilever İnsan Kaynakları'ndan arandığımda yaşamıştım.
Kabul edilmiştik.Girmiştik, kazanmıştık.
Bizi yeterince elit bulmuşlardı!!
Şanslıydık çünkü son çocuk olarak kayıt yapılabilmişti
Son çocuk..Vay bee!!!
Ama kursun parasını hemen istiyorlardı, öyle çalışıyorlardı
Olsundu, bana koymazdı..Ocak 2015'ten beri bunu bekliyordum
Hayaldi, gerçek olmuştu!

7 Haziran 2016 Salı

Yeni Okul - Yeni Hayat

Eylül 2015
İştar'ın deyim yerindeyse edepsizliklerinden, sınır tanımaz davranışlarından öyle bir yılmıştım ki, 25 aylıkken kulağından tutup en yakınımdaki anaokuluna yazdırmıştım, iyi ki de yapmışım.
Eve/ işe yakın iyi bir anaokuluna günde 2 saatliğine bile olsa çocuğunuzu göndermek ona verebileceğiniz en iyi hediye. 3 yaşına yaklaşan çocuğu için  " Kıyamıyorum anaokuluna göndermeye" diyen anneleri cidden anlamıyorum. Ne demek kıyamamak? Okulda çocukları Pink Floyd-The Wall 'un video klibindeki gibi kıyma makinesine sokmuyorlar ki.Bırak çocuk senden ve diğer aile büyüklerinden başkasıyla da sosyalleşsin,yeni kavramları, yeni oyunları bu işin profesyonellerinden öğrensin. Yeni ortamlara uyum sağlama becerisi edinmek kadar güzel bir şey var mı?
Ha, ben bilmem kaç paraya haftanın 5 günü  07:30- 19:30 arası gelecek bakıcı tuttum; bi de üstüne bilmem kaç bin okul parası vermem, hem bakıcı napıcak o zaman dersen işte ben de sana o noktada başka bir masrafından kıs, yine de okula gönder derim.
Hastalık? Elbette olacak,İştar gibi normal doğumla doğmuş anne sütü almış, kuvvetli bir çocuk bile neredeyse her ay 1-2 gün minik minik hastalandı, nolmuş?Çocuk bu,illaki hastalanacak, nereye kadar koruyabilirsin ki? 5 yaşına kadar çocuğunu okula göndermeyip evde sosyalleştiren (!) bir  arkadaşımın kızı yasa gereği mecburen gittiği okul öncesi eğitim kurumunda direkt zatürre oldu!Mikroplarla ilk defa tanıştı zavallı çocuk..
Velhasılı kelam okul her anlamda benim her daim kurtarıcım oldu.
Eylülün ikinci haftası henüz 3 yaşına basmış İştar kızım 3. anaokuluna başladı. Yaz başlamadan sağa solu iyice bir araştırdıktan sonra Karşıyaka -Mavişehir hattında fiziksel şartlarının ve bahçesinin en iyi olduğunu düşündüğüm çok şubeli,kurumsal bir okula kayıt yaptırmıştım.Google aramalarında bloglar üst sıralarda çıkıyor, o yüzden isim vermiyeyim de rahat rahat okulun gıybetini yapayım :)
Bir hevesle verdiğim okul daha ilk günden fiyasko çıktı! Bir kere çok geç açıldı ve " çocuğunuza özel zaman ayırıyoruz" ayağına İştar'ı ilk hafta günde sadece 2 saatliğine okula aldılar,yetmez gibi beni de  ilk 3 gün okulun bahçesinde ağaç ettiler.Hamilelikle beraber açısı genişlemiş totomu çocuk sandalyelerine zar zor sığdırdığıma mı yanayım yoksa bukalemun gibi her ortama uyum sağlayan İştar' ın direkt okul bahçesinin tüm detaylarına hakim olup kum havuzunda eğlendiğini görüp, öğretmeninin aslında hiç de özel zaman filan ayırmadığına mı.
Halbuki okulun psikoloğu ve sınıf öğretmeniyle ilk görüşmede söylemiştim; yahu benim bu kız okul ortamının kaşarı, valla dikkat edin de diğer çocukları örgütleyip tuvalette sigara zulalamasın.
Dediğime kulak vermediler, benim kızı okul kapısında ağlayan taze öğrencilerle aynı muameleye tabi tuttular.
Ve ilk 2 haftanın sonunda okuldan beklediğim telefon geldi:" İştar sınıf arkadaşlarına vuruyor, acil görüşmeye gelin"!
Yolda giderken  kafamda deli sorular, ya okuldan atılırsak endişeleri..Ee öbür okuldan da benzer feedbackler alıyorduk ama umursamıyorduk, ne de olsa orası mahalle anaokuluydu. Burası anlı şanlı pek kurumsal, burnundan kıl aldırmayan okul,Haziran dedin mi kayıtları dolan okul, boru mu!
Görüşmede yine klasik melek anne pozumu takındım- e hamileyim ya, ne olur nolmaz lafı ikide bir oraya getirdim tabi. Anlatılana göre İştar okulda epey cozutukmuş, arkadaşlarını ittirmeler, ısırmalar, tekme tokat gırla. Valla çocuk ne yapsa yeri, bütün yazını bilmediği bir okulda yeni tanıştığı çocuklarla geçirdiği yetmez gibi, tam oraya alışacakken, tutup başka bir okulda buldu kendini.Yan bakana pata küte dalıyor belli ki..
Neyse okuldan atılmadı bizimki, ben de " aa öyle mi, he he yaw " filan yaptım; " size durum bildirgesi yapıyoruz yanlış anlamayın" falan filan dediler, neticede oldu iyi günler diyip çıktım tabi
Haftalar ilerledikçe,pek bi kurumsal okulumuzun esasen gayet de kolpa olduğunu anlamam çok uzun sürmedi. Bir kere haftada 5 saat dedikleri İngilizce ilk  ay hiç yoktu; sonra da hello-how are you seviyesinde ilerledi. Oysa yazın gittiği okulda İştar büyüklerle beraber bin tane şey öğrenmiş, çeşit çeşit şarkıları bana akşamları söyleyip dururdu.Bu yaşta çocuklar zaten her yeni bilgiyi almaya o kadar hazırlar ki,dil eğitimine kafayı takmış bir anaokulu 5 yaşına kadar İngilizce gibi kolay bir dili çatır çatır öğretir.
Ama bizim okuldaki tarz ve olayları ele alış biçimi deneyimli ama yavaş,rahatına düşkün nineler gibi..Kendilerini zora sokacak hiç bir şey yapmıyorlar bir kere.Sınıftaki bazı çocukların henüz ilk okul deneyimleri ve evet bazıları  için öncelik İngilizce şarkı öğrenmek yerine gün içinde donuna yapmamak, bunu kabul ediyorum.Ama senin sınıfta zaten iki öğretmen var, biri angarya işlerle uğraşırken beri tarafta branş dersini de ver.Hem ne biliyorsun çocuk belki her gün altına işiyor ama bütün hayvanların ingilizcesini biliyor.
Çocukları okul dışında sinemaya, baleye, tiyatroya götürme alışkanlığı da yok okulun, sebebini sorunca: e daha küçükler anlamazlar, durmazlar.Nah!Sen kendi konfor alanından çıkmak istemiyorsun cicim, kolay mı 16 çocuğu birden baleye götürüp getirmek, sınıfta keyif sürmek varken dimi! Blogumu takip edenler bilir, İştar 2 yaşından beri sinemaya da tiyatroya da gidiyor; hafta sonu çocuk balesi olsa ona da götürürdük. Sen vermediğin sürece almayı nasıl öğrenecek ki bu çocuklar?
Bu arada okul Almanca eğitim veren bir koleji destekliyor ama Almanca hak getire.Almanca öğretmenlerini sadece kapıyı açan fazla makyajlı teyzeler olarak kafama yazdım bile.
Ve yemek menüsü.. O ne öyle ya! Süt bir gün var, bir gün yok, yumurta sadece haftada bir gün. Kahvaltı menüsü evde çocuğuna vermek istemeyeceğin her türlü yüksek glisemik endeksli gıdayla dolu: çikolatalı krep gibi..Öğle yemeği ise ayrı bir şaka, patlıcan musakka filan var..Neredeyse her gün de makarna! Peki ikindi kahvaltısında salçalı ekmek veren bir anaokulu gördünüz mü? Evet bu pek meşhur, pek kurumsal anaokulunda  haftada 1-2  bu çıkıyor, bazen de bol yağda kızarmış pişi filan.
Yemek menüsü demişken, bir akşam İştar akşam yemeğine oturduğumuzda bize şunu dedi: " anne dur yemek duası etmedik daha"
Ne yemek duası kızım dedim, başladı bizim ki :" yemeğimi yemeden, el açtım tanrım sana..."
Baya da uzun süren duasını okudu, ben herhalde amin diyecek diye beklerken," afiyet olsun,başlayabilirsiniz" dedi..
Eşimle bakakaldık birbirimize!! Kızımızı nereye vermiştik böyle?? Yeni Türkiye anaokuluna mı?
Peki ya okulda öğrendiği şarkılara ne demeli: "Sarı saçlı mavi gözlü o güzel bebek büyüdü büyüdü Atatürk oldu"!!?? Atatürk geldi düşmanı yendi diyor çocuk ama ne dediğini bilmiyor, kimse de anlatmamış..Anne düşmanın tadı nasıl diye soruyor bana..
Kasım ayı okul programında şu var: 3 sayısını tanıyalım!!
Yahu bizim velet 10 aylıkken 5'e kadar sayıyordu, 4 yaş grubu çocuklara sen OKEK-OBEB anlatsana artık!
Ve en kötüsü de okuldan veliye feed back sadece çocuk bir haltlar karıştırıyorsa veriliyor, düzenli değil, genel bilgilendirme ise hiç yok. Sen arayıp yaw bizim kız nasıl dediğinde iyi maşallah filan deyip geçiştiriyorlar. Yahu ben kızımı artık günde 3 saat görüyorum, bütün gün sen onunla birliktesin; deyiver bana benim kız hangi alanda daha başarılı yada geliştirilmesi gereken neler var; anne baba olarak neler yapabiliriz..
Okul bizimle yakın ilişki kurmayınca, valla biz de zamanla boşladık;okuldaki psikolog ne işe yarıyor bilmiyorum ama bizim hiç bir işimize yaramadığı kesin..İlk 3 ayımızın sonunda, okulla olan ilişkimiz o kadar minimaldi ki,kardeş konusunda ne yapmamız gerektiğini bile danışmak aklıma gelmiyor..Kafası benden daha az çalışan, görgüsü bilgisi kıt insanlara çocuk emanet ettik işte,o oldu..
Esasen okulla ilgili tek beğendiğim mevzu, sınıf öğretmenlerinin son derece sevecen bir bayan olması.İlk gittiği okulda bu konudan çok çekmiştik. Kimbilir ne mezunu,background'ı ne; ama olsun İştar'ın anlattıklarından kızıma sevgiyle yaklaştığına eminim..


2 Haziran 2016 Perşembe

İştar'ın Ronisi

Mayıs 2015
İştar ve Roni,apartmandan bozma Mavişehir anaokuluna birlikte başlamışlardı.Çok benziyorlardı birbirlerine; ikisi de  kimilerine göre yaramaz, söz dinlemez çocuklardı.Okulun Bonnie ve Clyde'ı olmaları ise çok sürmedi.Havaların daha geç karardığı ilkbahar günlerinde İştar'ı okuldan alır almaz , hemen arkadaki parka götürürdüm, akşama kadar birlikte oynamaya devam ederlerdi.Bir zaman sonra annesiyle tanıştım, birbirimize gelir gider olduk,çocuklar daha da kenetlendiler birbirlerine. İştar evde sürekli Roni'yi anlattı, Roni İştar'ı. "Benim kankim Roni" derdi hep İştar.
Ve bir süre sonra öğrendik ki Roni'ler İstanbul'a taşınacaklar.Çok düşündüm bunu İştar' a nasıl açıklayacağımı.İştar algıları çok güçlü bi çocuk ve Roni'nin gidişine gerçekten çok üzülecek, burası kesin.
Bir akşam Roni'den ve okuldan bahsederken çıtlattım biraz konuyu. "Roni uçağa binecek ve vuuuu diye İstanbul'a gidecek" dedim. Tedirgin tedirgin sordu: " Biz de gidebilir miyiz anne"
Bir sonraki akşam Roni'lerin İstanbul'da da bir başka evleri olduğunu ve  artık oradaki bir okula gideceğini söyledim.Gözlerinden bulutlar geçti miniğimin..
Bir kaç defa da bir aradayken durumu açıklamaya çalıştk her ikisine de.Birbirlerini istedikleri zaman ziyaret edebileceklerini de söyledik. O an inanmış gibi göründüler, oyunlarına devam ettiler..
Ve okul kapanmadan kısa süre önce İştar'ın Ronisi İstanbula taşındı.
İştar ilk bir hafta her gün Roni'yi sordu; gerçeği söyledim.
Bazen ağladı, bazen arkasını dönüp gitti..
Bir süre sonra da sormaz oldu artık..
Ama bazen hala geliyor aklına; işin ilginç tarafı aynı durum Roni için de geçerliymiş."İştar neden yeni okulumda yok" diye soruyormuş annesine.
Kızımın ilk arkadaşını yazmadan geçmek istemedim..

1 Haziran 2016 Çarşamba

2015 Yazı Nasıl Geçti

Temmuz-Ağustos 2015
Yaz Okulu Mevzusu
Bir önceki seneden yeminim vardı, ne olursa olsun bu yaz Çeşme'ye gitmeyecek,kendi başımızın çaresine bakacaktık.Yani bu da İştar'ın tüm yaz anaokuluna gitmesi demek oluyordu doğal olarak!
Mavişehir- Karşıyaka bölgesinde yaz dönemi açık olan düzgün bir anaokulu bulmak cidden çok zor. Aylarca önceden bir sürü okul gezip hiç biri içime sinmeyince çareyi yine Mavişehir bloklarının içinde apartman dairesinden bozma bir başka anaokulunda buldum.Hem eve yakın, hem her şeye evet diyorlar, hem de haftada iki gün yüzme dersi var, Eylül'e kadar da yaz okulu devam ediyor; daha ne isterim!
Gel gör ki okul laubalı, akşamları okuldan alırken öğretmen ağzında sakızla kapıyı açıyor, bir sakız da İştar'ın ağzında.Okul dağınık ve pis..Ama İştar süper eğleniyor, hatta ilk gittiği anaokulundan bile daha mutlu burada!Yüzme derslerine Hilton'a gidiyorlar güya ama minnacık çocuk havuzunda ne öğrendikleri mechul..Amaan boşveriyorum,İştar eğleniyor ve hatta eve dönmek istemiyor, benim için asıl kriter bu! İzmir'de yazın hava koşulları belli; gölgede 40, güneşte 50 derece. Bir önceki yazdan biliyorum ki İzmir'de dışarıda çocuk eylemenin imkanı yok, eh 3 yaşında çocuğa da başka çocuklar gerek..Yazı şehirde geçiriyorsanız en mantıklı çözüm yaz okulu..
Özetle İştar bu yaz harika bir yaz okulu tecrübesi geçirdi, bir dolu yeni arkadaş edindi; 3 yaş, 5 yaş karma sınıflar olunca, büyüklerin gördüğü İngilizceyi gördü, haftada iki kere  yüzme dersi aldı, boneli yüzme kültürüne aşina oldu..
Okul tercihim isabetliydi,bana da her anlamda pratik oldu eyvallah ama ilk gittiği okul,sonra bu okul ve Eylül'den sonra başlayacağı yeni okulu derken İştar'ın kafası bir hayli karıştı.
Ben de yeminimi tuttum; Cumartesileri Çeşme'ye gitsem de koca yaz boyu sadece bir kaç defa kaldım; bir kaç hafta sonu da hamileliğimin elverdiği ölçüde İzmir dışı program yaptık..
Bu yazki düzeneğimiz de böyleydi işte..
İştar'ın Gelişimi - 35- 38 AYLAR
Bütün bir yaz İştar'ın gelişimini takip etmekten ziyade karnımdaki minik bezelyeye odaklandığımdan mütevellit  kızımla doğru dürüst ilgilenemedim.İki çocuklu anne psikolojisi ve büyüğe haksızlık mı ediyorum duygusu daha ikinciye hamileyken başladı. İştar için koca bir yaz boyu tek yaptığım sabahları okula bırakmak, akşamları okuldan almak oldu.Okuldan sonra alışık olduğumuz üzere parkta da hiç takılamadık; saat 17:30'da hava hep 37 derece civarıydı.Direkt eve gelip klimayı açmak ve hemen bir çocuk kanalı ayarlamak hariç kızım için hiç bir şey yapamamak gerçekten çok üzücü.
Fakat yaz okulu konsepti ve karma sınıf İştar'a inanılmaz yaradı. Her gün yeni bir İngilizce şarkı ve yeni kelimeler öğrenip geldi;inanılmaz güzel aktiviteler yaptılar ve bir önceki okulun aksine hiç hastalık geçirmedi.
3 yaş itibariyle artık İştar'la bir yerlere gitmek inanılmaz kolaylaştı; yanımıza aldığımız çantanın ölçüsü giderek küçüldü ve eğlenmek için bir kaç minik oyuncak ve  acil durumlar için tek bir set yedek kıyafet yeterli.Cevat kellevari gezdiğimiz eski günlerimizi düşünecek olursak halimize şükrediyorum resmen.
Bütün yaz kolluklarla yüzdük ve güzel olan tarafı, İştar'a kolluğu taktıktan sonra  havuza yada denize girmeye gerek olmadan kenardan şöylece bir kontrol etmenin yeterli olmasıydı.Bir önceki yaza göre sağa sola deli deli koşturmalar hayli azaldı; yani arkadaşlar 3 yaş gerçekten İştar gibi bir yaramazın bile durulduğu sihirli bir yaşmış!
3 yaş ve okul hayatıyla gelen bir başka güzellik ise en azından bu sene partili- organizasyonlu doğum günü  etkinliği olayını pas geçmekti.Benim için ziyadesiyle stres kaynağı olan bu işi okula götürülen bir pasta ve  bir pinyatayla hallediverdim.Yalnız pasta yeme kısmında çocuklar  öyle bir Auschwitz kampı yemek saati  edasındalardı ki, benim bile gözüm korktu. İştar'ın okulu küçük olduğu için tüm çocuklar tek bir masaya oturdular ve kimseden gık çıkmadan pastalarını yediler,önlerine konan limonataları içtiler.Evdeki şen şakrak İştar okulda resmen kılık değiştiriyor.Görev icabı yenen pastalardan sonraki pinyata seramonisi ortalığı biraz şenlendirdi de neyse ki içinde çocuk olan bir anaokulunda olduğumuzu anladık.
Okul kapanmadan önceki bu çakma doğum gününden sonra 14 Temmuz'da evimize yakın bir balıkçıda çekirdek aile olarak toplandık ve böylece İştar sihirli yaşına adım atmış oldu.
Açıldı açılıyor derken Eylül'ün ikinci haftası geldi ve İştar Pazartesi son kez gittiği Mavişehir'deki küçük anaokulundan büyük beklentilerle yazdırdığım büyük kurumsal anaokulu Beyaz Balon'a Salı günü başladı. Yıllık iznini bile kullanmadan :)